24 Şubat 2011 Perşembe

Kendini Boynuzlar mı Hiç İnsan?

Yeni milenyumu 11 geçe, cüce ayda, saat 22:00 suları... saatin bile suları varken İstanbul'un göbeğinde susuzluk çeken ben, paralar da suyunu çektiğinde sadeliğine inat Erikli olan sudan almaya, biraz hava almaya, biraz da havadan sudan konuşmaya çıktım kendimle sulu caddeli sidikli İstanbul'un Feri Köy'ünde...

Hızlı adımlarla bedenimin 10000'i gösterdiği günlerde bir bakım yapma ihtiyacı duydum kendime... Biraz yağ değişimi, biraz hava değişimi, biraz yağ filtresi değişimi derken o eğri büğrü şey çıktı karşıma!

İşte o müzik. dııt dııt dııt dıııt dıııı.... YR... Asıl adı: Young and Restless olan ve jeneriğinde YR yazıp bize senelerce Yalan Rüzgarı (Amerikan Aksanıyla okuyunuz) diye yutturulan efsane dizi... Ekran başında anneannem, teyzem, annem... Üzerimize düşse bizi öldürebilecek olan Grundig televizyon, elimde o zamanlar cüce adam kılıcı sandığım kırmızı kanal ayarlama çubuğu... ve diğer elimde o: KEÇİBOYNUZU!

Onun elimize nasıl geldiği konusunda hiç bir fikrim yok... Bildiğim tek şey o üstünde yeşil renkli çekirdek resimleri ve yazılar olan kesekağıdından bitmeden birtane daha, daha ballısını yemek... Benim derdim bu... Annemin derdi tozlu olup olmadığı, ya da kesekağıdına koyan kuruyemişçinin elini yıkayıp yıkamamış olduğu, anneannemin derdi rüzgarın ne tarafa eseceği, teyzem de biraz dersinin derdinde... İşte böyle tanıştım ben şu içi çekirdekli, yemesi tuhaf kuruyemişle... Benim için hiç kuru olmamış bu yemiş yeniden 23.02.2011'de çıkıverdi karşıma...

Hani insan bir anda çok eski sevdiği bir arkadaşıyla karşılaşır da gözleri parlar ya, benim de öyle gözlerim parladı onu görünce. Yazdığım gibi, biraz da ilkokul Ahmet Buhan'ında olduğu gibi cebimde kalan paranın 1/8'iyle doldurdum kağıttan keseme boynuzları... İnsan kendini boynuzlar mı hiç? Seve seve yaptım bunu. Keyifle yerken ben de düşüdüm acaba bi yıkayıp da mı yeseydim diye... Galiba büyüyor dedim. Ama umursamadan yediğime göre hala "benim" diye sevinip bitirdim hepsini. Ne güzel şey şu keçiboynuzu!

Bir de gugliledim bugün ne işe yararmış, neyin nesiymiş şu eski dost diye:

Bilinen Bileşimleri: (kimbilir daha bilinmeyenleri nelerdir): yağ, sakkaroz, glikoz, selüloz ve azotlu bileşiklermiş. (10000 bakımı için yağ tamam, yağ oran değişimi için glikoz ve selüloz tamam, azotlu bileşime istanbulda pek gerek yok ama canı sağolsun)

Özellikleri: Baklagiller familyasından olup, Akdeniz ve Güneydoğu bölgelerinde, Toros Dağları'nın eteklerinde yetişir. 10 metre kadar yükselebilen ve kışın yaprak dökmeyen bir ağaçmış. Çiğ yendiği için likörü ve reçeli yapılırmış.

Önerilen hastalıklar: Mide ve bağırsak hastalıklarına iyi gelirmiş. Akciğerdeki ödemi attığı için kanserini engellermiş. Balgam söktürürmüş (yemin ederim asla yere tükürmem), ishali kesermiş (buna açıklama yapmama gerek yok sanırım), kilo vermek için de ideal bir gıdaymış. Unutkanlığa da iyi gelirmiş.
Neden bahsediyordum ben? Ya bugünlerde kafamda hiç birşey tutamaz, tutmak da istemez oldum... Ben biraz keçiboynuzu yiyeyim en iyisi... Siz de bugün-yarın gidip biraz boynuzlayın kendinizi... Bu arada Yalan Rüzgarı'nın da Temmuz 2007 itibariyle 8.673 bölümü çekilmiş ve dizi hala devam ediyormuş...

Sülüman da keçiboynuzunu çok severmiiiş, Hü-rem Sıltan'da...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder