17 Ekim 2010 Pazar

Hayır Hayır! Aslen Nerelisin?

Trafiği dinliyorum, gözlerim kapalı,
Önce hafif bir kalabalık oluyor
Yavaş yavaş ana-baba doluyor sokaklar
İnsanlar, insanlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Güzel şehrimin yerli halkı
İstanbulu dinliyorum, gözlerim kapalı.


"Hayır hayır aslen nerelisiniz?" kilit sorudur bu şehre ait olup olmadığını anlamak ve anlatmak için... Daha burda başlar ait olamamış ve inanamayışlık karşındakine bu şehirde... Kimdir Istanbullu? Nasıl birşeye benzer hatırlayamaz olduk esasında ondandır bu çelişkimiz... Şu aralar etrafta dolaşan, müze müze, konser konser, festival festival gezen değildir çok da Istanbullu... biliriz... susarız... sorumuzu yeniden yineleriz... Aslen Nerelisin?

Istanbullu insana bu günlerde daral gelmiştir sokaklardaki kalabalıktan, popülerleşen Hacıbekir, Galata, Pierre Loti, Şekerci Cafer Erol gibi çocukluğunun mekanlarından... Oturur asıl Istanbullu evinde... Görmek istemez şehrin çürümeye başlamış yüzünü çok da. Sokağa çıkıp yürümek istediğinde torbacılardan, travestilerden, cümle kuramayan entellerden ve donu dantellerden, bi ümitle buraya gelenlerden, başka yaşamlara ait istanbulamayanlardan hoşlanmamıştır... Koskoca iki kıtayı birleştirmiştir o kent ama özünde birleştirememiştir bu farklı insanları çok da birbirine. Alıştırmıştır sadece... Bozmuştur yapbozu tamamlandığında ortaya çıkan resmi...

Doymuştur Istanbullu Istanbul'una biraz da. Bu şehre doyulur mu hiç? Elbette doyulmaz ama tıkabasa doldurmak istemez kendini... Edebiyle kalkmıştır sofrasından, Istanbulludur neticede... İlk cümlelerini kurarken bir güneşli Pazar'da gezmiştir o Beyoğlu sokaklarında, kıyamaz şimdi içip içip gecenin 4'ünde kimlerle gezdiğini hatırlamadan o sokakların ortalarına kusmaya... İlk badem ezmesini Bebek'te okul çıkışı lisedeki sevgilisiyle yemiştir, dememiştir buranın badem ezmesi meşhur bir tadayım diye... Kurukahveci Mehmet Efendi'nin Eminönündeki kahvesinden kokar ilk okul çantası, Tahtakale'nin oralardaki kırtasiyelerden almıştır eşyalarını... Anneannesi veya dedesi onu ilk Emek sinemasında götürmüştür Deniz Kızı Sirena'yı izletmeye, film ekimini arayıp da bulsa ne olur Atlas'larda... Haftasonu sahile inmek veya sahilde sevgiliyle el ele yürümek bir boş zaman doldurması değildir Istanbullu için, canı onun hep boğazından geçmiş sahile düşen tüm sokakların navigasyonu kazınmıştır uzun zamandır belleğine...

Beyoğlu'nun ortasına Mango açılıp o tarihi binalar aynalarla dolu odalara dönüşünce üzülür Istanbullu giyinmez concon concon, Markiz kapatılınca yerine ne açılmış demez iştahı kaçar, ya da küçük iskemleleli çaycıların yerini grande doble maciattolar alınca kapanır evine koyar türk kahvesini fincanına, niye aktarlarını kapatmışlar Kadıköyünün de açmışlar süper marketleri yerine? diye sorar yudumlarken kahvesini kendi kendine...

Aç gelir kimbilir kaç yaşta bu şehre insan... paraya aç, mutluluğa aç, aşka aç, dostluğa aç... aslında kendine aç... O kadar arar, o kadar saçar ki kendini... ait olmadığı yerde bulamayınca da suçu atar şehre... Halbuki Istanbullu günaydın der mahallesindekine aynı evde büyümüştür neticede...

Ben ne kadar Istanbulluyum bilmem... Lafı açılmışken "AsLeN NereLisiNiz Siz?"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder