20 Aralık 2010 Pazartesi

Dr.Scholls Sponsorluğunda Aşk...

Saatin geceyarısını göstermek üzere olduğunu gören Cinderella sarayın merdivenlerinden hızlıca inipde, kendini balkabağından yapılmış organik arabasının içine attığında farketti ayakkabısının tekinin merdivenlerde kaldığını... Olsun neyse ki onundu ayakkabı, eşi benzeri de yoktu bu camdan ayakkabının... Başkasının ayağına uymazdı, uysa da ikinci adımda kırılır keserdi ayağını, ondan içi rahattı... Elbette bir gün bir yerde tekrar giyerdi ayağına o kıymetli pabucunu... işte masalın tam bu kısmında aklıma İmelda Marcos geldi...

Bir çift ayağına rağmen 4000 çift ayakkabısı olan, Filipinler'in eski bir diktatörünün karısı İmelda... Günümüzde de "imelda marcos sendromu" olarak bilinen ayakkabı satın alma hastalığının isim annesi... Kadıncağızın bir prensi olsa ve ayakkabının teki elinde gelse büyük ihtimalle o çekik gözlerini derdini anlatacak kadar manasız biçimde dikerdi prensin gözlerine... "bu ne? bu benim mi?" diye söylenirdi Takalotça...

Tüm bunları düşünürken soyut olarak Şıpsevdi sakızlarında tanımını çözmeye çalıştığım; somutunun tek gerçek örneğini de hayatım boyunca gıptayla baktığım annemle babamın yaşadığı şey olarak algılamaya çalıştığım "aşk" kavramı geldi aklıma... Dedim ne kadar benziyor aşk ve ayakkabı birbirine...

Önemli şeydir ayakkabı... Canlı Para bilgisi vermem gerekirse: iki kısımdan oluşur "taban" ve "saya" adında. Taban sizi yerden yüksek tutar gönlünüzün istediği miktarda, saya da ayağınızı korur. Hepimiz başladık mi ayağa kalkıp adım atmaya, illaki takarız ayağımıza bir çift... Her baba yiğitin harcı değildir çünkü çıplak ayak yürümek... Dünya keser adamın ayağını, batırır bırakır birşeyler topuklarınıza, ne kadar sakınsanız da yanlış bir adım atarsınız mutlaka... Zaten bi alimler çıplak ayak yürür kendilerine yettikleri için, bir de deliler... Alimler kendi özlerine aşık olmuşlardır, deliler de zaten aşktan delirmiştir çoğunlukla...

Bütün kadınlarda vardır biraz şu az önce bahsettiğim "marcos sendromu"... En çok ayakkabı almayı sever kendine kadınlar... Kimisi ayakkabısını hor kullanır burnunu oraya buraya sürter eskitir, kimisi sürekli yenisini ister, kimisi aldığı ayakkabıyı giymeye kıyamaz, kimisi de benim annem gibi eskaza ayağı 39 numara doğmuş olsa ölene kadar itina ile bakar pabucuna ve masal gibi torunlardan torunlara aktarır pabuçlarını...

Kimi kadın yüksek topuklu ayakkabı sever, olduğu yeri beğenmeyip daha yüksekten bakmak ister hayata... O topuklarda denge sağlamaya odaklanırken geçiverir gideceği yol... Kimi kadın kendine küçük gelen bir ayakkabıyı giyer... Girmiştir bir kere ayağı o pabuca; acıtsa da kanatsa da ayağını yürümeye çalışır onunla... Kimi kadın büyük ayakkabı giyer ayağına...Durmaz ayakkabısı ayağında bir yerlerde bir tekini bırakır devam eder yoluna... Kimisi sivri burunlu ayakkabı giyer birileri ona "moda" dedi diye kendine yakıştığı zannıyla...Ama seneler geçince de kemikler ve nasırlar çıkar ayağını soktuğu o dar kalıpta... Kimisi de rastgele alır bir ayakkabıyı sırf yalınayak kalmasın diye rengine, modeline, kendindeki duruşuna bakmadan... Onun da zaten tek derdi biran önce yürümektir...

Erkeklere bakarsak da kadın gibi düşünmeden, çok da kararsız kalmadan alırlar ayakkabılarını... Ama ilginçtir ki ayaklarına uygununu bulurlar hemen... Kimisi yerine göre kramponunu giyer, yerine göre maksonenini... Daha bi mantıklı seçerler giymeleri gereken ayakkabılarını... Genelde onların ayaklarını vurmaz pabuçları... Ama estetik katar bir yerde onların ayaklarına ayakkabıları...

Ama her ikisi de tam tabiriyle "cuk" oturan ayakkabıyı buldu mu ayağına... Bir kere basar ya da bastırtır ayakkabısına, sonra da huzurla başlar atmaya adımlarını... İşte o zaman ne yol uzun görünür, ne de tedirgin atar adımlarını insan...

Ayakkabı gibidir işte aşk... Korur, şıklaştırır, rahatlatır yürüdüğünüz yolda sizi... Zaten acıtıyorsa da ayağınızı, kurtulmak gerekir... Şu ana kadar yürüdüğünüz yolu da yol değil, sadece bir mesafe olarak adlandırmanız lazım gelir... Çıplak ayak yürümek iyi gelir yolu biraz o zaman... bir de pabuca gerek yoktur ki acıtmak için ayaklarınızı...
Anneciğim bana o beğendiğim botları alıcan artık dimi :)? SçS!

1 yorum: