24 Kasım 2010 Çarşamba

Kurunun Yanında YAŞ da Yanar...

"Uyandığında yüzünde yastık izi çıkıyorsa yaşlanmaya başlamışsındır." demişti bir arkadaşım geçenlerde bana. Gerçi benim doğuştan beri yüzümde Scarface kıvamı bir yastık izi vardır çünkü "yüzüstü yatmak" deyiminin hakkını vermek için zaman zaman ölümü göze almış, yüzümün tam anlamıyla üstüne yatmama rağmen kimseyi yüzüstü bırakmamışımdır.

Kişisel tecrübeleri şimdilik bir yana bırakalım... Aslında bahsinin geçmesini istediğim konu YAŞLILIK... İlk okunduğunda yaşlıların konulduğu yer gibi anlaşılan şu tuhaf kelime...

Yaşlılık kelimesi benim hayatıma bundan yaklaşık 8 yıl önce, yani takriben 2002 yılında üniversiteye başlamamla girdi. Çok sevdiğim Boğazın içinde olan güzel üniversitemdeki derslerime farklı kıtadan katıldığım için her gün bu kelimeyle yüzyüze gelmek durumunda kaldım. Nasıl mı? 4 numaralı Bostancı-Kadıköy otobüsüne binerek... 4 anlatılmaz yaşanılır bir otobüstür. O otobüste naftalinle karışık tuhaf bir huzur kokusu vardır. Naftalin kokusunun sebebi de bakımlı iett şöforü değil, otobüse işi olmadığı halde her sabah itinayla takımını giyip binen hicri takvimde doğmuş insanlardır. Bu otobüste hayatta kalmak oldukça zorken ayakta kalmak da bir o kadar kolaydır. Çünkü sizin bu otobüse binmenizle yaş ortalaması 98'e düşer ve sizi hayattaki birçok olaydan daha çok vicdanınızla başbaşa bırakır. Yorgun olduğunuzda bu hattı seçerseniz elinizde vicdanınızla savaşınıza karşı kullanabileceğiniz iki silah vardır:

1) en arka sıradaki koltuk boşsa oturup kitap okur gibi yapmak (edebi kültürümü iett'ye borçluyum)
2) ön sıralarda yer bulduysanız da babanıza karşı ilkokul geceleri 9'da yatağa konduğunuzda geliştirdiğiniz "uyuyor" numarasını kullanmak

Ancak vicdanı olan bir Türk genci olduğumdan damarlarımdaki asil kudret sayesinde her zaman yaşlılara yerimi vermişimdir. Her yer verdiğimde de Türkçe'deki "oturgaçlı götürgeç" tamlamasının da otobüs denilen sözcüğü tamlamamasının sebebini daha iyi kavramışımdır.

Her neyse... dediğim gibi yaşlılık hayatıma ilk kez o zamanlarda girdi . Çünkü benim canım annem yaklaşık 10 sene 25 yaşında kalmış, babam da kırışıklıklarını kilolarıyla botoxlayarak bana yaşlılığa dair birşey çaktırmamışlardı... Ben de yılların çok da 365 çekmediği ama çektirdiği bu günlerde kendimde beyaz saç, "genetik" kilolar, unutkanlık gibi belirtileri farketmeye başladım. Ama herhangi bir paniğim henüz yok çünkü 25 yaşımdayım ve ben de anneme benzediğim için bence bir on yıl daha 25 kalırım diye düşünüyorum.

2. 25'imin tadını çıkarttığım bu günde de çok özel bir gün için güzel bir davete katıldım. Yemek ve muhabbetle karnımı doyururken kendi masamızdan kafamı kaldırıp yan masaya baktığımda yemeğin şişecam sponsorluğunda yapıldığı konusunda beni kuşkuya düşüren "yaşlılar" masasını gördüm. Amerikalı olsam "Oh My God! What the fuck?!" derdim ama çok şükür Türk olduğum için "Aman Allahım! Kahretsin?!" dedim kendi kendime... Çatalımı masaya bırakıp bir süre bakakaldım... O masadaki insanlar sanki Tim Burton'un animasyonlarından kopup gezegenimize gönderilmişlerdi. Yaşlıdan çok tuhaf ajanlar gibi göründüler bana... ne tarafa baktıklarını tam olarak belli etmemek için taktıklarına inandığım 13 numara gözlükleri, birilerini gizlice dinliyormuş edasıyla o büyümeyi durdurmayan kulaklarına yerleştirdikleri dinleme cihazları, silah olarak kullandıklarını sandığım bastonları, dudakları varmış gibi göstermek için çene ve burun altlarına sürdükleri göz alan rujları ve sesi farkedilmesin diye titreşime aldıkları bedenleri vardı...

Ben yaşlanmak istemiyorum eminim dedim kendi kendime. Yok yani sağlıklı falan da istemiyorum yaşlanmak... Ajanlık zor iş neticede... Ajanlardan gizlice yazıp yanımda oturan arkadaşıma verdiğim bir notu paylaşmak istiyorum sizlerle:

Sağlıklı yaşlanmak adına hayatın bir çok keyfini kaçırıyor insanlar. Yapmasınlar yazık...

Ne o yoksa yazıyı okuyamadınız mı? Yoksa artık yaşlandığınız için yakını da göremiyor musunuz? Ya da genç olduğunuz halde size yakın olan keyifli şeyler mi göremiyorsunuz? Günler çabuk geçiyor ey dostlar, bakın keyfinize!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder