16 Şubat 2012 Perşembe

Bir var mı? Kim yok mu?



Evvel zaman içinde... Kalbur saman içinde küçük bir kız varmış.... Tak çocuk ilk cümleden hayal dünyasının içine girmiştir bile. Onun dünyasının en soyut boyutundaki "evvel" lafı, benim bile hala anlamını bilmediğim ve virgülle ayırıp ayırmamakta kararsız kaldığım "kalbur" kelimesi iki hamlede çocuğu yere sermiştir. Sonrasında anlatılanlardan da zaten pek bir ders çıkaracak durumu kalmamıştır artık. Zaten masalların hep sonundadır ya verdiği ders... Masalın bu girişinden çocuğun dünyaya inişinin yaklaşık süresi hesaplanarak yazılmıştır masalların sonu. Sonlara da hep bu tür cümleler konmuştur:

Pinokyo bir daha asla yalan söylememesi gerektiğini anladı...
Aç gözlü olursan, elindekinin hepsini kaybedersin...
İyi olan insanlar hayatta her zaman kazanırlar...

Burada verilen derslerin zıttını yapan ve hep masalların sonunda kaybedip gerçek hayatta ise kral olan bu masalların kötü kahramanları vardır bir de. Çirkin cadı, efendime söyleyeyim kötü kurt, pis büyücü, kötü üvey anne... Onların derdini tasasını dinleyen yoktur. Gariplerim hep masalın ceremesini çeken taraf olurlar. Kimse sormaz o üvey anayı kötü olmaya iten nedir? Çirkin cadının yüzündeki kırışlara kim sebep olmuştur?

Asıl kahramanlar kimdir peki? "Ben çok masumum ve safım" tavırlarına tüm tezatlıkla giydiği kırmızı başlığı ile dikkat çektiğine şaşıran Kırmızı Başlıklı Kız (!) (Tüm feminist okurlarımdan şimdiden özür dilerim. Eminim ki şu anda "İyi de o pelerini bir erkek giyse kimse bakmaz!" yorumlarınızı duyar gibiyim.) Kırmızı Başlıklı kızdır ki aynı zamanda kendisi kolejlerde binlerce TL verip almasını istediğimiz sorgulayıcı eğitim modelinin en önemli ürünüdür; "Neden ellerin bu kadar büyük? Neden kulakların böyle sivri? Neden dişlerin bu kadar keskin?" sorularını sorma becerisini edinmiş ama karşısındakinin bir kurt olduğunu algılayamayan modifiye insan modeli... Şeker hastası olan zavallı anneannesine kurabiyeler yediren...

Yedi zavallı cüceyi aynı anda idare eden; domestik görünümüyle kalplerde taht kuran; sonra da uyuyor numarasıyla kendini camdan tabuta koydurup üstüne bir de prense öptürüp: "Aşkım yıllardır seni bekliyordum, bu adamların hepsi beni sevdi ama ben seni bekledim... Yalnızca seni..." diyerek ardında gözü yaşlı 7 zavallı adam bırakan... Hep "o kadar cüceyi nasıl açıklayacaksın prense bakalım???" diye söylendiğim Pamuk Prenses var bir de mesela....

Yok efendim tek katlı, kapısında güvenliği, bahçesinde havuzu, şehir merkezine jetle 3 dakika olmadığı için "Biz çok acıkmıştık ondan yedik şekerden evini" bahaneleriyle milletin evini başına yıkan Hansel ve Greteloğlu var bilincimin alt kısmında bir yerlerde...

Sevdiği adama bir dolu yalan söyleyip zavallı farelere arabasını çektiren benim bile yaptıklarını sindiremedim Sindirella var... Ayıkla bakalım pirincin taşını balona gitmeden Sindirella...

Şaşkınım tüm şu masallara ve onların bu kadar yıldır kültürden kültüre, dilden dile geçmiş olmasına... Onların tüm mesajlarına rağmen herkesin Pinokyo'dan bile daha odun olmasına daha da şaşkınım mesela... Eee her odundan bir Pinokyo çıkmıyor malesef... Millet yaşasın kendi masalında, ben de bir gün anlatayım bunları çocuklarıma... Nerede kalmıştım...

Develer tellal, pireler berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken...

2 yorum: