26 Eylül 2011 Pazartesi

Boş Dozlu Bir Yazı...

Çeyrek asırlık hayatımın çocukluk, ergenlik, yetişkine yazanlık dönemlerinin hiç birinde doktor olmak istemedim. Ama bugün kendime fahri bir doktora verdim. Verdiğim doktorayla da size günde iki ya da üç kez, aç ya da tok karnına, alkolle ya da alkolsüz, herhangi bir ölçeksiz alabilmeniz için bu yazıyı yazıyorum. Doğru hastalıkta doğru biçimde alırsanız iyi geleceğinin de garantisini veriyorum.

Bazı yazılar vardır okurken insanı nefes alıp, almaktan vazgeçtiği iki zaman ve mekan arasında soyutlar. İşte şu anda okuduğunuz yazı öyle bir yazı. Ama bu yazı hiçbir şeyden bahsetmeyen bir yazı. Belki de sizi soyutlayabilmesinin sihiri de burda. Bu yazıdaki cümlelerim aklınızın, hayalinizin, varsa mantığınızın sınırlarının içine bile sığdıramayacağınız, hatta anlam veremeyeceğiniz kadar uzun olabilme ihtimaline sahip ve bu tamamiyle benim elimde. Bu yazıda çok kısa cümleler de kurabilirim. Okumak isteyeceğinizden kısa. Çok daha kısa. Kısacık. Ya da renksiz yeşil rüyalar kızgınca uyuyorlar gibi saçma sapan kelimeleri bir araya getirerek bir anlam da yükleyebilirim yazıma. Benim anlatmak istediğim bir anlam, sizin anlamak istediğiniz bir anlam ya da hepimizin ortak anlamak istediği bir anlam ortaya çıkartabilirim. Ama böyle birşey yok. Yazımdaki kelimeler hayatımızdaki kum saatinin akan taneleri gibi biriktikçe ve nihayete erdikçe bir anlam taşıyacaklar gibi bir benzetme de yok bu yazımda. Çünkü az önce dediğim gibi bu yazının bir anlamı yok. Bu yazıda aşk yok, nefret yok, dost yok, aile yok, politika yok, tarih yok, sevinç yok, üzüntü yok, psikoloji hiç yok.

Bugün de biraz boş dozda bir yazı yazmak istedim. Kimseye dokunmasın, dokundurmasın, dokunduracak ya da dokunacak birşeyi de olmasın dedim. İyi ya da kötü gelmesin kimseye bu yazı istedim. Çünkü zaten her gün gazeteler, dergiler, karikatürler, tabelalar, iletiler, mesajlar, zihinler okuyoruz, eleştiriyoruz, tanıyoruz, seviniyoruz, üzülüyoruz, özlüyoruz, nefret ediyor, öğreniyoruz hepimiz.

İnsanları okuyoruz hatta günlerimiz boyunca. Kalabalık bi insan kütüphanesi var etrafta. Aradan bir tanesini çekiyoruz kapağı güzel geliyor içi boş çıkıyor, diğerinin içi çok güzel ama kapağı eskimiş oluyor. Ansiklopedik insanları okuyoruz bazen, bilgilenmemiz kadarını alıp okuyup rafına koyuyoruz, onların resimsiz olanları da pek bir sıkıyor. Karikatürle dolu olanlarına gülüyoruz, o kadar gülüyoruz ki gülmekten sıkılıp somurtuyoruz. Kimisi uzun geliyor sıkılıp yarıda bırakıyoruz, kimisi kısa geliyor bir şey anlamıyoruz. Kimisini okuruz diye alıp bir yerlerde unutuyoruz, kimisini okusun diye bir başkasına veriyor yeniden kavuştuğumuzda birkaç saniye sevinip rafına geri kaldırıyoruz. Kimisini küçük yaşımızda okuyup daha sonra olgun kafayla okuyup anlatmak istediğini anlıyor, keyfine varıyoruz. Kimisi başucu kitabımız oluyor, kimisini bir sahafa veriyoruz. İşte insanları okuyunca da gene bir bok anlamıyoruz. Kimi ne kadar okuduğumuz da bir şey fark ettirmiyor özünde. Kafamız doluyor günlük olaylarla, hayatlarla, hatalarla, sıkıntılarla, başarılarla, mutluluklarla okudukça onları.

İşte insanlarda yazanların da hiç biri burda yazmıyor şu anda. Bu sadece benim beynimi boşaltmak için yazdığım, sizin de beyninizi boşaltmak için okuduğunuz bir yazı. Hiç bir anlam taşımıyor. Bir anlam yüklüyorsanız gene siz kafanızı yoruyorsunuz. Ama bu yazıya hiç bir anlam yüklemeden okumayı başarırsanız da günün size yazdıklarını birkaç dakika için okumamış oluyor, kafanızı dinlendirip kendinize vakit ayırıyorsunuz. Kendinizi okuyorsunuz yani. Çok acayip birşey insanın kendini okuması, okuyabilmesi. Etraftaki okunacak şeyleri bırakıp kendini fark etmesi.

Okumaya bir başlıyorsunuz ki kendinizi, o okumuş olduklarınızın her birinden bir parça görüyorsunuz sonra. Ne kadar güzel yazmışım diyorsunuz. Olması gerektiği kadar. Bu yazı da olması gerektiği kadar bir yazı; ne uzun ne de kısa. Kendinize birkaç dakika anlamsız süre vermek için yeterli. Çünkü bu yazı hiç bir şey anlatmıyor ama artık hayatınızın bir parçası. Siz birazdan bu yazıyı okumaya son verip hayatı okumaya devam edeceksiniz. Ben de yazıma bir son verip geçenlerde fark etmeden tozlu rafıma kaldırdığım, doğru bir zamanda bulduğum bir kitabı okumaya devam edeceğim. Kitabın adı GizeM yazarı da bir o kadar kendi. Bu yazının anlamsızlığına inat, bir o kadar anlamlı yazılar var içinde. Bu yazıyı okuduğunuza göre o kitabın siz de de bir kopyası bulunur...

1 yorum:

  1. gözleri sanki beni özledi gözledi sapan kulanan adam sapanı gözüne dolnır

    YanıtlaSil