13 Mart 2011 Pazar

Post Script: I don't love you...

"Aylardan çıkmaz olanı, sene bilmem kaç olmuş... Bahar gelmiş, İstanbul gene benden güzel... Karın kışın ardından güneş yüzünü saklamaktan sıkılmış, boğaz masvmavi, havada hafif bir rüzgar... Elimde kitabım, kafamda yalnızca taç olarak kullanabildiğim güneş gözlüğüm, üzerimde rüzgarları biriktirebileceğim rüzgarlığım... Muse "I belong to you" çalıyor derinden... eşlik ederken anlıyorum ki cep telefonumdan başkası değil eşlik ettiğim... Yüzümde hafif bir tebessüm ekrana bakıyorum, herhangi birinin beni aradığındakinden milim fazla yana açılıyor dokunmatik ekran düşmanı yanaklarım. La'dan "efendim?" diyorum, hangi minörden bilmem "Aşkım nerdesin çok önemli birşey konuşmamız gerek!" diyor karşımdaki. Yerimi tarif ediyorum, yalnızlığın tadını almasın diye o gelince saklıyorum kitabın arasına ayraç olarak... Eti kemik geçmeden "Canım" diyor biri... Hoş geldinlerimi bırakıyorum kollarına parmak uçlarımda... O gününü anlatıyor, ben günümü anlatıyorum benzerliklere hayatımızın alt kümesini bulup ÖSS'de bir soru daha cevapladık diye seviniyoruz. ÖSS mi? Özünde Seviyorum Seni... "Sana uzun süredir söylemek istediğim birşey var" a geliyor konu... DAAAAT bir rus gemisi petrol yetiştiriyor bir fakirden bir zengine... Ne o gemi geçiyor rahat boğazdan, ne kelimeler geçiyor boğazdan... Ellerimden biri kapıyor, kokulu silgi kıvamı koklanarak öpülüyorum. Arı Maya ve ilkokul anılarına dalıyorum önümdeki boğazdan bile derin ben... Bir konuşma başlıyor arka fonda uğultulu... "Ben seni sevmiyorum." diyor... İstanbul susuyor... GizeMli dünyadan bedenime dönüyor, Gülümsüyorum... Sımsıkı sarılıyorum sevmediğime..."

Telefonlar, mesajlar, mailler, internet sayfaları, bloglar, kişisel siteler, televizyon programları herkes bir sevdiğini, bir seveceğini arıyor. Herkes dünyanın en iyi üniversitesinden reklamcılık uzmanı olarak çıkmış hayatını tanıtıyor süsleyerek. Bazılarına kanıyoruz, bazılarına gülüyoruz... İnsanlar sevgiye aç, yalnız kalmaya fazlasıyla tok. Her şeyi öyle güzel tüketmeye alışmışız ki kendimizi tüketmeye gelmiş durum... İnternete resimler konuluyor, kekremsi bir hayat yaşanırken el ele, göz göze, dudak dudağa keyifli mekanlarda resimler profilleniyor. Hiç kimse de ileti olarak "b*k gibiyim" yazamıyor. Dürüst olamıyor kendisine... Mekanlara gidiliyor, beyinler herhangi bir madde ile uyuşturuluyor, kalpler zaten uyuşuk birileriyle tanışılıyor, o insana tapılıyor ölünüyor bitiliyor, resimler çekiliyor, filmler izleniyor, konserlere gidiliyor, şarkılar dinleniyor, şarkılar yazılıyor, birbirine ölüp bitiliyor. A! Bir anda "Bitiliyor".

Kendimizi seviyoruz hepimiz aslında sadece ya da yalnızlığı yeterince sevmiyoruz... Güzel bir hayat kurmak için bir başkasına ihtiyaç duyuyoruz, zaten güzel bir hayatımız varsa da başkasıyla sadece "zenginleştirmek" istiyoruz hayatı daha henüz bizde olmayan biriyle... Dosttan başka, denenmişten daha yeni birileriyle... Bir hayal kuruyoruz, bir keyif tadıyoruz, alıyoruz karşımızdakini hayatımıza beklentilerden oluşturduğumuz kalp şekilli kalıplara sokmak istiyoruz. Soktuk mu kalıplara, kalıp da ne yapacak diyor kalıptan çıkartıp orada bırakıyoruz... Yeni birilerini arıyor, buluyor kalıba yerleştiriyor ve sonra da kalıptan taşan kısımları gördüğümüzde de yine atıyoruz çöpe... Vermiyoruz doğala özdeş aromamızdan...

Yalan söylüyoruz birbirimizin gözüne baka baka, seni seviyorum diye. Kimse hiç kimse için kendinen ödün falan da vermiyor... Birkaç güzel konuşma, birkaç okunup sinidirilmesi kolay yazı, manalandırılmaya çalışılmış bakış, ayırılmamış vakit ve emek, verilmemiş doğala özdeş aromalar, karışım fazla katı olmasın diye de birkaç göz yaşı... İçindeki "ben"i fazla kaçırdın mı tutmuyor kıvam işte... Bilmiyoruz gerçekten kendimizi değil de başkasını sevmeyi, sevebilmeyi... Ancak "eyvallah" diyor Allah'ı da suç ortağı edip devam ediyoruz...

Dürüst olalım en azından şu herşeyini tükettiğimiz dünyada birbirimize... İstediğimiz gibi yaşayıp, kendimizi eğlemek istediğimizi söyleyebilelim kendimize, karşımızdakine... Küçük de bir not düşelim dürüstlük gösterecek kadar sevebildiğimize:

PS: I don't love you

5 yorum:

  1. önce davranan unuttum, geç kalan seviyorum zannediyodur belki.. emin diilim..

    PS: Pro Evo. Soccer..

    YanıtlaSil
  2. karıştı kafam biraz... ?

    YanıtlaSil
  3. yazını okuyunca benim de karıştı, çözdüğümü sandığım bi mevzudur oysa.. sonra farkettim ki dinamik bi konu bu, son kararım budur demek zor..

    lakin yazını okuduktan sonra ben de yine inanmadığımı farkettim seviyorum diyenlere.. belki de diyemeyen olduğum içindir..

    kişisel diil ama çevresel bi gözlem söz konusu olduğunda, en azından benim çevremdeki gerzek ilişkiler için bi tespit yaparsam, ekseriyetle ayrılmayı ilk akıl eden unutan taraf-devam eden taraf olurken, diğer taraf sevdiğini sanmaya başlıyor.. aslında kimse kimseyi sevmiyor, yalnızlıktan yeğdir misali, "ayağımızı yerden kesiyor" (mutluluktan diil) ilişkileri yaşanıyor..

    daha da karıştı mı?

    YanıtlaSil
  4. yok gayet net. Hatta giden taraf için daha bir sevmiyor diyebiliriz... Herhangi bir gün içerisinde bile o kadar çok şey tüketiyoruz ki ilişkiler çok da kayıp olmuyor sanki...

    YanıtlaSil
  5. bilmiyorum... kendimden şüphelenmeye başladım acaba bende mi sevmediğim halde seviyorum diyorum...

    YanıtlaSil