Yaşıyorsun, yaşıyorsun, yaşıyorsun. Bazen bi tokat gibi çarpıyor yüzüne "ölüm" denen. Bir sabah bir uyanıyorsun; o çok sandığın 30 yılın koca bir parçası yok. Seneler ufalıp yerlere dağılıyor. Toparlayabildiklerinden bir özlem biriktiriyorsun kendine. Tutamıyorsun elinde, içini acıtıyor, burnunun direğini sızlatıyor. Tüm bu hissettiklerinin gerçekliğinde büyüyen mesafeyi tutamaz oluyorsun özlemeye başladığından.
30 yıldır baba yarım olan Cem Amcamı kaybettim bugün. Hani o kendini ilk hatırladığın zamanlar en sevdiğin arkadaşınla oyuncakların arasında kaybolmuşken akşam vakti evde işitilen kalın ses, ergenliğin ilk dönemlerindeki ilk dublelerdeki nasihat, kendi yuvalarımızı kurduğumuz dönemlerdeki nemli göz olan Cem Amcamı.
Hayatımdaki ilk yalnız seyahatimin dönüşünde uçağı kaçırdığım gün sessiz tanıklık teklif ettiğinde "Kızım ben babana 30 senedir yalan söylemedim. Şimdi nasıl söylerim, biz beraber büyüdük anlar o sesimden." demiştin bana. O zaman anlamıştım babamla olan dostluğunuzun berraklığını; he bir de gençlik heyecanı ile ettiğiniz bar kavgasında babamın sırtına kapanıp seni kurtarışını anlatırdın. Sizin gibi olmak isterdik hep Tuğçeyle. Herşeye hep beraber tanık olalım, beraber yürüyelim hayatta.
Kardeşim Tuğçe'nin nikahında olamamıştın yanında, eksik kalmıştık; düğününde de babalı kızlı dans etmiştik. Benim düğünümde de olursun diye hayal etmiştim davetiyeni yazarken. Gene olacaksın gerçi.... Bir kadeh de, hüznümüzün demiyle sessizce senin için kalkacak.
Devletin eli kanlıdır bu ülkede. Alışıktır kan kokusuna kimlik banmaya. Tarih onları affetmeyecek, bizler de... Balyoz sanığı emekli Tuğamiral yazmışlar, Cem Amcam diye düzelttim elimle...
Sen hep seyirlere giderdin; yine gittin. Seni şimdiden çok özledik. Hep bu fotoğraftaki gibi mutlu günler kalan bizim zihnimizde... Sen seyire gittiğindeki zamanlardaki gibi ben hep güldüreceğim bi bahane bulup kıymetli Tuğçe'ni. Sen hiç merak etme. Huzur içinde uyu canım amcam.
Denizin sakin, pruvan net olsun...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder