Elleri titreye titreye çaldı kapıyı, inceden boynuna attığı atkısı yetmemiş, üşümüştü hallice... Birkaç gündür ortalarda yoktu... Uzun yoldan geliyordu... Düşünceliydi bahanelerle dolu zihni... Aralandı kapı hızlıca, gıcırtıyı çabuk susturmak adına... Kala kaldı kadın, kapı açık, yüreğe serpilen sular gözlerini de doldurmuş bir biçimde... Ana yüreği işte, bastı bağrına öperek alnından uzundur görmediği oğlunu çekti sessizce yavrusunun kokusunu içine... Öfkesine yenik düştü bir kez daha, sildi gülümsemesini "Nerde kaldın oğul, saat kaç?" dedi öfkeli bir biçimde... "Yeni sildim süpürdüm evi, kapıda çıkart çizmelerini" dedi dindirmek için günlerin endişesini...
Askerlik günlerini anımsatan çayır çimenlerde günlerdir yürümüş, çölleri geçmiş, karşısına çıkan tilki ve yılan pek avrupayi kaldığından, günlerdir ağzına doğru dürüst bir lokma girmemişti Pirens'in..."Nerelerdeydin? anlat bakalım..." "Boşver anne biraz uzaklaşmaya ihtiyacım vardı işte buralardan. Ticaret neyim bişey yap, sanat karın doyurmaz; git adam gibi ortamlara gir diyen sen değil miydin hem? Gittim, gezdim ben de biraz işte." "Ah be oğlum bi evcilleşemedin, ben ne yaptıysam ne ettiysem hep bildiğini okudun. Aynı babana benziyon... Geç otur bakim masaya... Bak süzülmüşsün üç günde... Neden bakmıyorsun kendine? Hep dediğim dedik, bi ukalalık, bi....sen saçlarını mı boyattın?!?" "Yok anne." "Ay vallahi boyatmışsın... Oğlum nedir eksiğin, neyi yanlış yaptım ben?" "Boyamadım anne güneşte açılıyo biliyosun, birazda papatya suyu döktüm, mahallenin kızlarından görmüştüm denedim işte değişiklik." Masaya düşen sessizlik kadının elinden masaya düşen kaşıktan daha baskındı...
Anne kalktı masadan sessizliğin üstüne gitmek için açtı televizyonu... Bu çocuğu altın günlerinde büyüttüm böyle oldu diye kendini suçladı içinden sessizce... Ortalık yumuşasın, huyuna gitsin diye de gitti yanağından öptü oğlunu kaseleri toparlarken... "Napalım yakışmış, sen iyi ol da..." Yalıdan gelen bir ses televizyon ekranında "Güneşin doğuşu batışı farksız nasıl yaşanırsa yaşanır beeen aşksıııız" diyordu ki bir katkı da Pirensten geldi... "Güneşin batışı ne güzeldir... Üzgün insan da gün batımına benzer ana... ben bu gidişimde üst üste kırk iki kere gün batışı izledim..." Kadın duraksadı. "İyi de gideli beş gün oldu şaşkın oğlan nası o kadar izledin ya?"..."Yok zaten ben youtube'dan izledim; öbürüne sabır mı yeter? Hani bi ramazan klibi var ya; gül hızlı hızlı açıyo, güneş hızlı hızlı batıp doğuyo ya, o işte...Gülü de pek bi beğendim ordaki... Evcilleştiresim, evde çiçek bakasım geldi de sorumluluk işte, zaten evde durduğum yok diye vazgeçtim..." "Hahaha! Erkek adam çiçek mi bakar? Oğlum çocuk gibisin beni kandırıyosun bi de güya, iş diye çıktın gene internet kafelerdeydin demek... Anneler herşeyi bilir, anlar.." dedi anne alaycı bir tavırla... "Her yetişkin bir zamanlar çocuktu, ama ancak bazıları bunu hatırlayabiliyor" dedi oğlan elleri tüm resimlerindeki gibi cebinde, alaycı bir uslüpla.... Kadın bozuntuya vermedi... "Neyse naptın ne ettin o senin bileceğin iş, artık evindesin ya boşver" dedi... Sessizlik gene salata oldu masaya...
"Gülcan teyzenlerin kızın resim ödevi varmış geçenlerde sorduydu yardım et bi ara... Ne zamandır da boyalarına el değdirmez oldun... Resim mesim hiç çizmiyon artık... Sıkıldın tabi...Küstün mü küsüyon sen de..." Pirens o anda Mimar Sinan yetenek sınavı gününü hatırladı... Ön sırada oturan Sedat Öperim adındaki çocuk "Doğa" temalı sınavda bir fili yutmuş boğa yılanı çizmiş, hoca resmi eline alıp "Şapka ne alaka?" demiş, Pirens'te bu alaycı tavıra sinirlenip kağıda "Risk Budur!" yazıp çıkmış ve güzel sanatlara da kabul edilememişti... "Oğlum nerelere daldın gene? Gene mi o mesele?! Bi aptal saptal okula giremedin diye hepten dağıttın kendini, istemiyosan yapmassın..." dedi ve masayı toplamaya ve söylenmeye başladı...
Çocukluğundan beri hep farklı bir çocuk olmuştu... Çocuklar sapan yapıp kuşlara taş atarken o boyunlarına ip bağlayıp uçmaya çalışmış, mavi önlük giydiği günlerde yakasını sarı atkısıyla renklendirip Galatasaraylılardan dayak yemiş, haliyle futboldan nefret etmiş, kızlara karşı hep nazik olmuş, aşkın kızlardan çok sanata yakışan bir terim olduğunu düşünmüştü... Çevresindekiler ona bu tuhaf tavırlarından ötürü Pirens lakabını uygun görmüşlerdi... Annesinin de buna alışması elbetti ki epey zor olmuştu...
Bulaşıkları yıkarken mutfaktan bağırmaya başladı "Seninki de hayat mı... Kaç yaşına geldin, hala hayatında doğru düzgün bir kız yok, millet soruyo Pirens işe girmedi mi hala? Yok mu birileri? Neyi kafasına takıyo acaba? diye... Sanat karın doyurmaz... Fazla kibarlık, naziklik erkek adama yakışmaz... Bir tane kız arkadaşın bile olmadı... Konu komşu soruyo tabi... Bıktım artık millete cevap verememekten oğlum... Eve geliyon abuk subuk laflar yok insan anca gönlüyle görür, gerisi tefarruattır... Gülü seven dikenine katlanır... Kimse olduğu yerde mutlu değil... Tek başına çocuk büyüttün mü hep bi taraf eksik kalıyo işte... Ukala ukala tavırlar; gelmişin kaç gün sonra eve anlatıyosun yok yılanlar, tilkiler, kim bilir nerelerdeydin internet cafelerdemiydin artık hangi soytarılarla takıldıysan... eller hep cepte anne sana ne, anne sana ne... Ne demek sana ne ya? Oğlum aynaya bi bak, bi haline bi tavrına bi bak, amacın ne senin ya...Boş işler müdürü oldun hepten..." Hızlıca çarptı sokak kapısı birden... Yeniden, yine yeni yine yeniden... Evcilleşmemişti Pirens, üzüldü kadın geçirdiği zamana, verdiği emeğe... Pirensi de önemli kılan buydu neticede...
Askerlik günlerini anımsatan çayır çimenlerde günlerdir yürümüş, çölleri geçmiş, karşısına çıkan tilki ve yılan pek avrupayi kaldığından, günlerdir ağzına doğru dürüst bir lokma girmemişti Pirens'in..."Nerelerdeydin? anlat bakalım..." "Boşver anne biraz uzaklaşmaya ihtiyacım vardı işte buralardan. Ticaret neyim bişey yap, sanat karın doyurmaz; git adam gibi ortamlara gir diyen sen değil miydin hem? Gittim, gezdim ben de biraz işte." "Ah be oğlum bi evcilleşemedin, ben ne yaptıysam ne ettiysem hep bildiğini okudun. Aynı babana benziyon... Geç otur bakim masaya... Bak süzülmüşsün üç günde... Neden bakmıyorsun kendine? Hep dediğim dedik, bi ukalalık, bi....sen saçlarını mı boyattın?!?" "Yok anne." "Ay vallahi boyatmışsın... Oğlum nedir eksiğin, neyi yanlış yaptım ben?" "Boyamadım anne güneşte açılıyo biliyosun, birazda papatya suyu döktüm, mahallenin kızlarından görmüştüm denedim işte değişiklik." Masaya düşen sessizlik kadının elinden masaya düşen kaşıktan daha baskındı...
Anne kalktı masadan sessizliğin üstüne gitmek için açtı televizyonu... Bu çocuğu altın günlerinde büyüttüm böyle oldu diye kendini suçladı içinden sessizce... Ortalık yumuşasın, huyuna gitsin diye de gitti yanağından öptü oğlunu kaseleri toparlarken... "Napalım yakışmış, sen iyi ol da..." Yalıdan gelen bir ses televizyon ekranında "Güneşin doğuşu batışı farksız nasıl yaşanırsa yaşanır beeen aşksıııız" diyordu ki bir katkı da Pirensten geldi... "Güneşin batışı ne güzeldir... Üzgün insan da gün batımına benzer ana... ben bu gidişimde üst üste kırk iki kere gün batışı izledim..." Kadın duraksadı. "İyi de gideli beş gün oldu şaşkın oğlan nası o kadar izledin ya?"..."Yok zaten ben youtube'dan izledim; öbürüne sabır mı yeter? Hani bi ramazan klibi var ya; gül hızlı hızlı açıyo, güneş hızlı hızlı batıp doğuyo ya, o işte...Gülü de pek bi beğendim ordaki... Evcilleştiresim, evde çiçek bakasım geldi de sorumluluk işte, zaten evde durduğum yok diye vazgeçtim..." "Hahaha! Erkek adam çiçek mi bakar? Oğlum çocuk gibisin beni kandırıyosun bi de güya, iş diye çıktın gene internet kafelerdeydin demek... Anneler herşeyi bilir, anlar.." dedi anne alaycı bir tavırla... "Her yetişkin bir zamanlar çocuktu, ama ancak bazıları bunu hatırlayabiliyor" dedi oğlan elleri tüm resimlerindeki gibi cebinde, alaycı bir uslüpla.... Kadın bozuntuya vermedi... "Neyse naptın ne ettin o senin bileceğin iş, artık evindesin ya boşver" dedi... Sessizlik gene salata oldu masaya...
"Gülcan teyzenlerin kızın resim ödevi varmış geçenlerde sorduydu yardım et bi ara... Ne zamandır da boyalarına el değdirmez oldun... Resim mesim hiç çizmiyon artık... Sıkıldın tabi...Küstün mü küsüyon sen de..." Pirens o anda Mimar Sinan yetenek sınavı gününü hatırladı... Ön sırada oturan Sedat Öperim adındaki çocuk "Doğa" temalı sınavda bir fili yutmuş boğa yılanı çizmiş, hoca resmi eline alıp "Şapka ne alaka?" demiş, Pirens'te bu alaycı tavıra sinirlenip kağıda "Risk Budur!" yazıp çıkmış ve güzel sanatlara da kabul edilememişti... "Oğlum nerelere daldın gene? Gene mi o mesele?! Bi aptal saptal okula giremedin diye hepten dağıttın kendini, istemiyosan yapmassın..." dedi ve masayı toplamaya ve söylenmeye başladı...
Çocukluğundan beri hep farklı bir çocuk olmuştu... Çocuklar sapan yapıp kuşlara taş atarken o boyunlarına ip bağlayıp uçmaya çalışmış, mavi önlük giydiği günlerde yakasını sarı atkısıyla renklendirip Galatasaraylılardan dayak yemiş, haliyle futboldan nefret etmiş, kızlara karşı hep nazik olmuş, aşkın kızlardan çok sanata yakışan bir terim olduğunu düşünmüştü... Çevresindekiler ona bu tuhaf tavırlarından ötürü Pirens lakabını uygun görmüşlerdi... Annesinin de buna alışması elbetti ki epey zor olmuştu...
Bulaşıkları yıkarken mutfaktan bağırmaya başladı "Seninki de hayat mı... Kaç yaşına geldin, hala hayatında doğru düzgün bir kız yok, millet soruyo Pirens işe girmedi mi hala? Yok mu birileri? Neyi kafasına takıyo acaba? diye... Sanat karın doyurmaz... Fazla kibarlık, naziklik erkek adama yakışmaz... Bir tane kız arkadaşın bile olmadı... Konu komşu soruyo tabi... Bıktım artık millete cevap verememekten oğlum... Eve geliyon abuk subuk laflar yok insan anca gönlüyle görür, gerisi tefarruattır... Gülü seven dikenine katlanır... Kimse olduğu yerde mutlu değil... Tek başına çocuk büyüttün mü hep bi taraf eksik kalıyo işte... Ukala ukala tavırlar; gelmişin kaç gün sonra eve anlatıyosun yok yılanlar, tilkiler, kim bilir nerelerdeydin internet cafelerdemiydin artık hangi soytarılarla takıldıysan... eller hep cepte anne sana ne, anne sana ne... Ne demek sana ne ya? Oğlum aynaya bi bak, bi haline bi tavrına bi bak, amacın ne senin ya...Boş işler müdürü oldun hepten..." Hızlıca çarptı sokak kapısı birden... Yeniden, yine yeni yine yeniden... Evcilleşmemişti Pirens, üzüldü kadın geçirdiği zamana, verdiği emeğe... Pirensi de önemli kılan buydu neticede...

.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder