26 Eylül 2010 Pazar

Ahmet Buhan vs Zihinden Problemler

Uyarmıştım bir kere annem beni anaokuluna göndermek istediğinde: "Anne bizim evde daha çok oyuncak, daha çok yapılacak şey var, gidelim buradan..." diye, üzerime annemin burda dergisinden model çıkartarak diktiği "sıfır" beden peluş kürkümü geri geçirerek. Ben uyarımı yapmıştım bir kere... Ne siz üzülün ne ben... gidelim buralardan diye...

Baktım olacak gibi değil, bi gün bu okul denen yerin kapısından girilecek gene sıvadım kolları açtım TRT 1'i... Gönderin dedim bana harfleri Tahsin Amca'ya, Kurabiye Canavarına ve ikisini de bünyemde halen bulundurduğuma inandığım Edi ve Büdü'ye... A-Z... derken baktım çözmüşüm şu insanoğlunun tuhaf şifreli hayatını... Ya zaten ev, iş, facebook, twitter, friendfeed, dizi, iş, ev düzeninde bir hayatımız var neden ihtiyaç duyarız ki 29 tane harfe? Hem zaten bazılarınız 3-4 harfler yaşıyor günlerini... "Eee?", "Ooo!", "Uuuu!"... ne gerek vardı bu kadar zahmete?

Sene 1991... girdim 1-F sınıfının kapısından içeri... içerde bir sürü çocuk... hepsinin üzerinde mavi yanmaz yapışır, kışın üşütür yazın terletir naylon önlükler... Hepsi birer beyaz yakalı ofis işçisi... Başlarına geleceklerden habersiz kızların fırfırlı beyaz fiyonk tokalarının altında küçük kafaları, oğlanların paten kıvamı kayan makosen pabuçlarının vurduğu ayakları...

Bizimkilerin inadı, Foucault Paşa'nın teorilerini bile bastırmıştı işte... Yazdırdılar beni İshakağa İlköğretim Okulu'ndaki 30 küsür kişilik sınıfma... evet, tam sayıyı hatırlamıyorum, genelde hatırlamaya özen gösterdiğim bir asal sayı nüfus vardır, kıymet verdiğim insan sayısı bir de küsüratta kalan kesim... Oturup sırama ortama alışmaya çalışırken anneme sürekli olarak "anne giiiiit" diye söylendiğimi hatırlıyorum. "Git anneee... beni düşünme..." dediğim günden 2010 yılının haziran ayına kadar da kurtulamadım okul denen şu yerdeki öğrenci rolümden...

Alıştırmaya çalıştım kendimi... Ali ata bakıyor, İpek ipi tutuyor, Ömer mısır seviyor diye onla bunla uğraşırken Gizem ne yapıyor yahu? diye sormayı unuttum sayfaları doldururken yamuk tutarak yazdığım kalemimle... İlkokul bir dolu çizgiler çizerek, plastik fasulye sayarak, abaküsten tef yaparak, tenefüste azami hız yapıp hareket çekerek, blok flüt çalma hayali kurarak, babamın sabahlara kadar özenip hazırladığı patateslerle baskı yaparak geçecek diye inanırken o çıktı karşıma... İlköğretim yılımın ikinci döneminde... AHMET BUHAN!

Evet bugünlerde taa Allah'ın Amerikalısının silikon vadisindeki görsel arşivini karıştırdığınızda karşınıza kolayca dikilebilip ekrandan ne kadar uzaklaşırsanız uzaklaşın, ne yöne giderseniz gidin Mona Lisa kıvamı gözlerini sizden ayırmayacak olan o adam... İyi de Amerikalılar onu nasıl tanıyor?!? Yoksa...

NEDEN ben?! diye uyandım rüyamdan... ve zihinden problemler gibi hakikaten zihinden yapabileceğim problemler içeren bir kitap varken NEDEN sen AHMET BUHAN?! Adında bu kadar kalın ünlü bulunduran bu kitap hayatınıza girdiği andan itibaren artık çok geçtir.. Artık Pazar akşamları size daha uzun ve karanlık gelir, yaz ödevleri 13-16.sayfa-28-45.sayfa-56-128.sayfa DEFTERE şeklini alır, o sizi koşulsuz sabırla sevdiğine inandığınız babanızla diyaloglarınız:

"evet gizem o zaman napıyormuşuz?"
"çarpıcaz"
"hayır kızım..."
"bölücez?"
"Yok evladım"
"hmm...çıkartı.."
"KAFANI VEEĞĞĞĞĞĞĞĞR GİZEEEEEEEEEEEM!!!".
.. (gözlerde kararma, kalpte hafif ağrı, sol kolda uyuşma) halini alır... Gözleriniz daha sık ve kolay dolar ve o kara büyü beş senede beş okul değiştirseniz bile peşinizi asla ve asla bırakmaz!

Ama bizler 8 yıllık zorunlu eğitimi tatmamış insanlar olarak Ahmet Buhan'la Matematik kitabının üzerinde 5 rakamını gördüğümüzde alt sınıflara gururla göstermek için lastikli karton dosyanın dışında yüzü herkesin görebileceği şekilde, çocukların ulaşabileceği yüksekliklerde bırakmayı başarmış bir jenerasyonuzdur işte... Aşmışızdır soruları... sorunları...

Bu kitaba karşı omuz omuza mücadele etmiş ve tüm o problemlere rağmen havuza girmeyi başarmış, işçilere yeryer marlboro içerek yeşil parkalarımızla destek vermiş, Nuri Leflef ayakkabı boyasıyla ayakkabılarımızı boyarken Louis Vuitton çantalarımızı en sağlam eklemimiz olan iç dirsek eklemimizde taşımayı başarmış, isyan müzikleri dinleyerek kafasının üzerinde dönebilmiş bir jenerasyonuzdur...

In AhMet we TrusT...
1F Gizem

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder